Ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2014 Salı

Konyaaltı Anıları - Vol 1

Bu da bizim gittiğimiz araba. Şu da Keller.

Dün gece Mustafa geldi. Benim en iyi arkadaşım Alanyadaki. Ha bi de eleman var onu da bişeye değişmem. Mustafayla boş zamanlarımızda sürekli mangal yakıp, geberene kadar votka içen sonra arkasından birbirimize ana avrat düz giden bi samimiyetliğimiz mevcut.  Artık gerisini sen düşün. Alanya otogarından mustafayı aldım evine gittik gecenin köründe. Hava bi de kasvetli ama nasıl böyle soğuk ama sıcakta aynı zamanda. İn cin top oynuyo dışarıda, Evin önündeki taksi durağındaki gece tarifesi uygulayan taksiye bindim. İki dakika sonra otogarda oldum ama aldığı para yolculuğun karşılığı olmayan bi para. Çok değil ama on ekmek rahatça alınır o parayla.

Mustafanın evine geldik. Annesi katmer yapmış, gecenin köründe ondan yedik bi kaç tane sonra yattık hemen. Ama uyuyamıyorum, çünkü normal bi horlama değil Mustafanınki. Yani nasıl diyim büyük ihtimal benle beraber Çinlilerde uyuyamamıştır. Yok dur bu benzetme olmadı, evin içinde 12 şiddetinde deprem hissi veriyodu. Tamam, bu oldu. Hal böyle olunca uyuyamadım. Zaten Mustafanın bana yorgan diye kakaladığı ve benim sonradan uyku tulumu olduğunu anladığım şeyin içine girdim. Hani çizgi filmlerde olur ya çizgi kahramanlar uyku tulumunun içinde yatarlar koza gibi olurlar. Ben de aynen onun gibi bişey oldum.

Baktım ki Mustafanın horlaması yan odadan hiç hoş gelmiyo, uyku tulumuyla birlikte kendimi Pariste şanzelize bulvarında buldum. Sezaiyle gitmiştikte ayıptır söylemesi. Işıklar şehri, eyfele falan çıkmıştık orda. Milletin kafasına tükürme yarışı bile yapmıştık. O Koreli grupların arasında. Bu da böyle bi anımdır mesela.

Sabah kalkıp eve geldiğimde baktım ki hazırlanmam lazım. Bugün Konyaaltındaki işimize başlamak için Keller, ben bi de Fundik ( Bizim müdürün kardeşi )aldık başımızı geldik otele. Az daha kazada yapıyoduk dengesizler yüzünden ama kimsede zarar yok merak etmeyin, daha ölmedim. Hem öldüysem nasıl yazıyorum dimi ama? Bide bu var yani.

Neyse işte geldik Hotele patronumuzla konuştuk. Bi de diğer oteli görelim diye kalktık gittik diğer otele. Yemin ederim Turizm’de yaptığım satış pazarlama işinden utandım. Patronun bi oğlu var bilmiş bilmiş anlatıyo bay ukala;

Benim bu otelde 20 odam var mesela.  Bu yirmi odayı dolduramayacaksan ben seni niye alayım ki? Benim zaten kapı müşterim çok onlarla dolduruyorum burayı ben
Finduk “E o zaman sizin satış pazarlama müdürüne ihtiyacınız yok. Eğer kendi müşterileriniz varsa ne ala

Bay Ukala “Evet benim satış pazarlama müdürüne ihtiyacım yok, benim satış pazarlama elemanına ihtiyacım var. Adam çıkıcak sabah dokuzda dışarıya , akşam dörtte buraya müşteriyle dönecek. Ben böyle bi adam arıyorum. Büyük otelleri kim satıyo bilmiyo musun sen?”

Finduk “Satış pazarlama müdürü satar

Bay Ukala “Hayır!

Neyse buradan sonrasını anlatmıyorum. Devamının nasıl olduğunu zaten daha belirgin bi şekilde hayal edebilirsiniz. Adam bizi basit evde gezmelik üstü yırtılmış , çay dökülmüş bi eşofmanla karşıladı yaa inanabiliyo musun? Evet bende inanamadım…

Dayanamadım ve “Ay Fundik hadi kalk içim daraldı, siz de bay ukala bizim standartlarımıza uymuyosunuz üzgünüm sizle biz çalışamayacağız” dedim. Fundik’u kolundan tutup sürükleye sürükleye bahçeden çıkardım.

Patronun yanına gittik. İşin olmayacağını ve onlarla çalışamayacağımızı söyledik. Verilen sözler bilmem neler zaten kalmadı da neyse. Sonra gittik süt dökmüş kediler gibi eşyalarımızı aldık arabaya yerleştirdik. Bi baktık Fundik patronun odasında mır mır mır bişeyler konuşuyo. Verilen sözlerin iki katı gibi bi söz veriliyo bi de para da tatlı geldi açıkçası bu işsizlikte, Ruhumu değil lan azcık porofesyonelliğimi ( patron tam olarak böyle diyo eksiksiz ) sattım. Satmak değil aslında, ayın onunda Otel değiştireceğimiz için şimdilik deneme diyorum o kadar.

6 Şubat 2014 Perşembe

Denizbank Ben ve o


Şu adamı takip edeyim de Denizbankın nerede olduğunu bulayım. Bi süre adam önden ben arkadan gittim. Tamam kabul arada sırada onu solladım, ama neden solladım diye bi sor hele bi sor, tamamen onu takip ettiğimi anlamasın diye solladığımda geliyo mu diye arkama bakmak için eğilip ayakkabımdaki çamuru bile temizlediğim doğrudur. Hem bu adamın Denizbank'a gideceğimi nereden anladım dersen adamın elinde Bendeki Denizbank kartından vardı.

Kadıköyde bi tane Denizbank ATM/BTM'si bulunmaz mı yaa.. Bi tane BTM buldum çalışmıyo. O da zaten şu an Denizbanka gidiyordur eminim umuduyla takip ediyorum. İki saat uğraşıp didinmenin sonunda Bozuk bi BTM buldum. Yapılır mı bu bana yaa... Hayır tamam Denizbank'ı seviyorum. Sevmediğim bi banka değil. SBERbank aldı onun %98 hissesini ama hala Kadıköyün en dip köşesine şube açmakta ne. Reklamında oynattığın Beyazı'ın hiç mi vicdanı sızlamıyo şimdi. Lan iki saat bak yarım değil bir değil bildiğin iki saat Kadıköyde Denizbank aradım.

Hoş adımbaşı gördüğüm Garanti ve İŞ bankası bana inceden "Gel benimle çalış, Denizbank iyi değil bak şube bile açamıyo" desede vazgeçmedim bankamdan.

En sonunda haydi şansım diyerekten takibe aldığım adamdan vazgeçtim ve sahile doğru yürümeye devam ettim. Bankalar sırasıyla şu... Halkbank, İş bankası, Garanti, PTT, HSBC, Denizbank. şu HSBC ile Denizbank kardeş banka heralde. Nerde görsem yanında Denizbank ATM'si var. Alanyada, Erzurumda, Ankarada, Muğlada, Manisada... Denizbank ile HSBC... Kerevetini görürüz inşallah.

Pıtı pıtı gittim... Atm nin yanına. Kartımı soktum. Şifremi girdim. Hesabıma para yatırıp Kredi kartına gönderdim. İşlerimi hallettim. Biraz daha oyalandım. Arkamdaki kadın offlayıp poflamaya başladı bile zaten. Daha geleli 5 dk bile olmadı. Hem bi dur sen allaa allaaa ben burayı bulana kadar ne çektim sen biliyo musun da diyemedim. İşlerimi hallettim ve hızlı adımlarla uzaklaştım.

Neyse konu zaten Denizbank değildi. Konu Beni mal gibi 2 gündür Kadıköye çağırıpta bi türlü buluşamadığım sevgili arkadaşım. Artık arkadaş demeye bin şahit lazım. Öküz, Manda, Sığır kabuldür onun için.

Bak saat 13:00 de buluşmak için 2 gündür sözleşiyoruz. Dünde aynısı oldu. Gittim 13:00 de sonra ne oldu ekildim. Hadi dedim işi çıkmıştır gelmemiştir gelememiştir dedim. Ama bugün o lanet Fulya'dan gelmesi gerek. Söz verdi. 12:30 da gittim. Kadıköyde bekledim. O gelene kadar da Denizbanka gideyim işlerimi halledeyim dedim. Denizbankla işim bittiğinde saatlerimiz 14:00'ü gösteriyordu ve bu heriften ses seda yok. Aradım açmadı, bi daha aradım yine açmadı, bi daha bi daha.. Ehhh yeter be dedim. Ve mesaj çektim. "O telefonu..."... dedim. aradan 30 dk geçti. Bu beni aramaya başladı. Açmadım tabi. Açmadım o telefonu açmam tabi. Niye açayım. Saat 14:30 beyimizin keyfi yeni gelmiş yerine.

Saat 15:00 gibi açtım. aralıksız arıyodu ben de dayanamadım yalan olmasın. "Nerdesin anca bitti işlerim" dedi. "Ben eve gidiyorum" dedim. Sonra konuşuruz dedim çat diye kapattım telefonu suratına. Sonra ne mi oldu. Bunu Denizbank'ın önünde gördüm. Yanına gitmedim. Gitmedim yaa.. İster deli de. İster manyak de, istersen aptal de, gitmedim yanına. Beni iki buçuk saat bak iki buçuk saat altını çiziyorum bekleten adamdan bu saatten sonra ne hayır gelir. Tamam ben milleti bekletirim ama bunun da bir sınırı var. Benim bekletme sınırım en fazla 1 saat. Ama 2,5 saat ne yaa.. Vakti bol buldu heralde.

Şu an hala Kadıköydeyim ve gitmeye hala hiç niyetim yok.

31 Ocak 2014 Cuma

Modamız

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...Moda Bloglarını gezerken sürekli şunları gördüm. Lan bu insanların hepsi kız! Neden hiç erkek yok diye de küfürü bastım. Kızlar Kadınlar insanda Erkekler ne? Başka bir dünyadan mı gelmiş onlar? Hayır yani sorununuz ne diye atar yapayım önce.. Kadınlar , Kızlar yok ojeymiş yok kıyafetmiş ağda partimizde şunları yaptık, ay çam ağda olmuyomuş sir ağda daha iyi olur, yoksa törpüyü unuttun mu, Kız turnak makasını da getir parti yapcaz, Tarağım nerde, Yok o öyle olmaz önce fönleyeceksin tarzında bir sürü de yorumu gördükten sonra haliyle ben de ERKEKlere olan bir moda başlatayım dedim. Başlıyorum Gülmek yok ona göre.

İlk Adayım Elbette ki Burak Kut

İlk önce hazırladığım Panaromik resmi koyayım


Resim 1 : Şimdi tabiki Burak Kut'un o oval yüzüne olmuş bu kıyafet. Hem Kravatı salaş bir tarzda bağlaması da gayet hoş durmuş. Zaten ne giyse yakışıyo bu adama elllaaaam dediğim birisi olduğu için bu kıyafet hakkında fazla bi yoruma gerek duymuyorum. Son olarak Gözlükler çok hoş duruyo söylemeden geçemeyeceğim. Kemer ayrı bi güzellik katmış.

Resim 2 : Beyaz herkese yakışır da Burak Kut'a bu kadar mı yakışır. Siyah Kemer Gömlek, Pantolon ve ceket dörtlüsü ile sade kıyafetiyle O kirli sakal ve bıyıkta neyin nesi. On numara beş yıldız başka da yok.

Resim 3: Asker Burak :) Asteğmen mi o? Öhöömmm.. Neyse. Yakışmış.

Resim 4 : Allahım o nasıl bi artisliktir. Ben pazara gidiyorum 2 saat sonra kahve içmeye gidelim modunda nasıl bir Buraktır bu. Hayallerim tamamen suya düşmüş durumda. Bi kere o çanta hiç olmamış.Seyahate gidiyorum ben ayağıyla da kimseyi kandıramazsın sevgili Burakçım olmuyo böyle. Kahverengi Kot pantolon ve Ceket süper ötesi yannız O içindeki Oduncu gömleği ne? Odunculara laf etmem ama hiç olmamış. Kravat her zamanki gibi sana yakışan tek şey. Ha bi de Gözlük.

İkinci Adayım Justin Timberlake

Hemen Resmi alalım

Resim 1 : O kıyafetle kesin bi baloya falan gitti ya da ne bileyim evlenecek heralde. Siyah pantolon üzerine beyaz gömlek ve papyon. O yelek ve ceket olmasaymış ben kesin garson zannederdim onu neyse.. Yakışmış.

Resim 2 : Bu resme bakınca hep gülesim geliyo nedense.Duruş tarzı Kylie Minogue'un duruşu gibi... Sağ el o bacağın üstünde olmamalıydı kravatını falan tutmalıydı bence. Neyse kıyafet güzel.

Resim 3 : Siyah smokin herkese yakışıyo. Evet bence de güzel.

Resim 4 : Evet bu da yakışmış. Yanlız o kravattaki iğne midir nedir o ne öyle yaa çok çirkin durmuş işte.

Üçüncü adayım David Beckham

Hemen Resmi Koyalım












Resim 1 : Kıyafet çok şık olmuş. Bunu belirteyim öncelikle. Fakat benim gözüm o elinde tuttuğu şeyde. Ne ki o?

Resim 2: Öhömm... Dövmeleri de güzelmiş..

Resim 3: Bu resim bana şeyi hatırlattı birden niyeyse. Birinci dünya savaşında cephede poz veren askerlere.

Resim 4 : Kesin Kraliçe Elizebetihin yanına gidiyo.

Sıkıldım valla ne yalan söyliim. Siz ne düşünürsünüz bilmem ama böyle. Azcık eğlendim yalan yok.

Bu da şarkı olsun

18 Ekim 2013 Cuma

O da Gitti.

Gidiyorum ben dedi. üzüntülü ve yorgun bakışlarıyla bana..
Gitme diyemem sana nasıl biliyorsan öyle yap dedim. sabah sabah uyanmış kendi bulanıklığımla.
Bu akşam gelmiyorum dedi
Tamam sen bilirsin dedim.

VE GİTTİ.

Gidiş o gidiş.



--------------------------------------------------------------------------

Birkaç gün önce resmi kurumlardan birinde işim vardı. X-ray cihazından geçtim. Aletten ses soluk çıkmayınca sevindim. Hızlıca hareket edip işlerimi hallettikten sonra çıkışa doğru yöneldim. Çıkarken de x-ray'den geçmekteydim ki cihaz öttü. Görevli memur amcaya gülümsedim. Çıkarken aramayacaksınız herhalde, diye de mırıldandım. Oğlum, dedi. Niye çıkarken cihazı meşgul ediyorsun. Fazla ötünce bozuluyor bunlar, bilmiyor musun? diye serzenişte bulundu. O an gülsem mi ağlasam mı yoksa x-ray'den tekrar mı geçsem karar veremedim. Özür diledim, başımı öne eğip olay yerinden derhal ayrıldım.

--------------------------------------------------------------------------

Yürürken şahit oldum. Yaşlı bir kadın torununa elini bıraktığı için sitemde bulunuyordu. Kadın muhtemelen altmış yaşında. Çocuk onlu yaşların başında. Kadına göre çocuk kendisinin elini tutmazsa, kaybolabilir, kaçırılabilir ya da herhangi bir kazaya maruz kalabilirmiş. Yaşlı kadıncağız kara haber tellalı gibiydi. Üstelik bir de olayı yol ortasında arkadaşına anlatıyor ve anlatımında kıyas kullanıyordu. Biz bunun yaşındayken anneannemizin elini bırakmaya korkardık!, diyordu. O an hemen kaba taslak bir hesap yaptım. Kadın 62 yaşındaysa 1950'de doğmuş demektir. Torunu yaşındayken, yani 1960'da, kendi anneannesinin de 60 yaşında olduğunu varsayarsak anneanesi de 1900 yılında doğmuş demektir. 2012 ile 1900 arasında tam 112 yıl fark var. Kıyaslarken biraz adil olmak gerek. Zaman değişti. Kabullenmek gerek. Üstelik on yaşındaki çocuğun elini kaybolmasın diye tutmak o çocuğun özgürlüğünü bir kafese tıkmak gibidir. Kaybolmaz teyzeciğim kaybolmaz, bırakın kendi yürüsün, diyecektim. Diyemedim. Düşünmekten ve hesaplamaktan konuşacak vakti bile bulamamışım ki kadın da arkadaşı da torunu da gözümün önünden kaybolup sırlar alemine karışmıştı bile. Bu da böyle bir olaydı işte.