22 Aralık 2016 Perşembe

intikam soğuk yenen bi yemektir.

Yaz modundan çıkıp kış moduna girdim artık kimse tutamaz beni. Alabildiğine zamanım var artık yazmaya çizmeye fotoğraf çekmeye. Geçen gün bizim Alanyalı geldi yine gecenin bi köründe aşkımlı cicimli konuşarak hoop noluyoruz dedim. Sen beni 4 ay önce Limanda motorun üzerinden indirip benim şu an psikolojim bozuk bir iki ay görüşmeyelim diyen sen değil miydin dedim de "ya işte hep böyle yapıyorsun hesap soruyorsun " bilmem ne diye zırvaladın. Şimdi gelmiş bi de aşkım naber ya yapıyosun. Ulan dangoz sırf sana inat olsun diye aynı şeyi sana yapacağım diye gittim o gün ehliyet kursuna yazıldım. Sırf aynı muameleyi sana yapacağım diye çanak tutuyorum.

Herif beni o gün öyle bırakıp gitti yaa. Vallahi billahi ne yapacağımı bilemedim. Allahım sana geliyorum desem o anda ileri de otobüs bekliyor kesin görecek diye onu bile diyemedim. Dengemi kaybede kaybede Alanya merkeze doğru yürüdüm. Yürürken de plan yaptım tabi. Aynı şeyi yapıcam hem de. Evet evet aynı şeyi yapıcam. intikam alıcam aynı şekilde diye düşüne düşüne kendimi Sürücü kursunda buldum ve boyut değiştirdi herşey. Teorik sınavdan 90 alarak geçtim. İş direksiyondaydı ve ben hayatımda hiç motor kullanmadım. Kullanmayı geç Arada Eleman beni motoruyla yalnız bırakıp gittiğinde sağ tarafın gaz sol tarafın debriyaj olduğunu bilmeden sağ tarafa bamm diye gazı kökleyince 100 yıllık ağaca tosladım olan ağaçla motora oldu. Böyle bi anım varken tabi direksiyona oturmak çok ayrı bi iş gibi geldi.

Birazda şöyle bişey var hani lise sona kadar hangi hocaya aşık oluyorsan o dersten kesin geçiyorsun durumu var ya. Onun aynısı işte bana direksiyon derslerinde de oldu. Bizim motor direksiyon hocası allahı var çok yakışıklı. Ve ben naaptım gittim adama aşık oldum. Bilerek motordan düştüm , o sekiz midir nedir onu yapamadım. Sonra aldım motoru yere fırlattım filan. Baktım bu umutsuz vak'a bundan bi bok olmaz demeye başladı. Sen misin bunu diyen dedim ben de aldım motoru tekrar tek seferde hiç aksatmadan onun gözlerinin içine baka baka " Yaa nasıl oluyormuş" demeye getirdim de ilk sınavda ilk parkurda heyecandan ayağımı yere değdirerek kaldım. Sınava 13:55 de başladık ben 13:56 da sınavı bitirdim. Büyük başarı yani. Neyse tabi o aralar benim ev tadilata girdiği için mecburen otele geçmek zorunda kaldım. Ev sahibi oraya verdi yani.

Üç hafta sonra tekrar sınav oldu. Bu sefer diğer kursların hocalarından birisi bana laf atmaya başladı. Sen burda dolaşma şu gömleği giyde çık gez dışarda motorla dedi. Bizim hoca da bi yere gitmişti. Meydan bizdeydi zaten. Trafiğe çıktım çıkış o çıkış bi daha dönmedim. İlerde rampadan kalkarken yine düştüm. Benim hocayı aradım da geldi sonunda aldı beni gittik hastaneye. Gerizekalı arabası olanlar rampada bile uçarak giderken ben daha motor geri geri gidiyo diye arka frene basıyorum.

Neyse sonunda sınav günü geldi çattı. Son sınav benimdi. 15 kişiden 1 kişi kaldı 1 kişi sınava giremedi. Motor parkurunda yerden 5 cm yükseklikte 3 metre uzunluğunda ve 30 cm genişliğinde bi demir var. onun üzerinden geçmemiz gerekiyor. Sınava giremeyen onun üzerinden geçemeyip düştü ve omurilik kemiği kırıldı. Sınava giremedi. Neyse son sınav benimdi. Kimseler yok. Müfettişler de beni bekliyor. Heyacanım yine tavanda. Bizim hoca koluma vura vura morarttı yeter heyecan yapma bak. Diye. Ben naaptım ilk parkuru yaptım tabiiii. Trafiğe çıktığımda iki hatam vardı ama olsun öyle büyük hatalar değildi. Rampa kalkışında sağ sinyal vermedim bi de sollama yaparken sağımdaki araba geçsin diye beklerken takip mesafemi en aza indirdim.

Sonunda ehliyetimi aldım tabi. A2 ehliyetimi.

Şimdi sıra intikamda.!

8 Aralık 2016 Perşembe

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama
Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.
YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.
YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.
haydar-colakoglu
YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.
haydar-colakoglu-teb-genel-mudur
Haydar Çolakoğlu teb genel müdür
haydar çolakoğlu kimdir
Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;
“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.
YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.
Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.
haydar-colakoglu-yolo-turkiye
Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.
Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”
GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Kayışı koparmak


İçinde bulunduğum durumun geçen seneden farkının olmaması biraz tuhaf. Resmen dejavu yaşıyorum ve her anım gittikçe daha fazla alışkanlıkmış gibi geliyor. Sabaha kadar oturup düşünüyorum, onun çektiğim fotoğraflarına bakıyorum, sürekli ama sürekli , kafamdaki ona istediğim şekilde fotoğraflarda fotoşop uygulayıp istediğim şekle sokuyorum. Bi de öyle tatlı bi gülümsemesi var ki, gören pekmez zannedip yer, o derece.. 

Bu da Küçük gibi özgüven tavan modunda. Onun peşini bırakmayı geçtim arkasından ağlaya ağlaya yalvara yalvara gideceğimi biliyor. Bundan eminim. Kendisine olan hayranlığımı bilmesi ve yüzümden tutup küçük bi fıske vurarak " ben ne dersen yapacaksın tamam mı? " demesi benim onu zaten herşekilde kabul edişimi sorgulamamamı sağlıyor. Ofisime geçtiğimde olanların ve söz verdirdiği " N'olur gitmeden önce beni öp" dediğim şeyi gerçekleştiremedik. Ben de ki de umut işte. Umut fakirin ekmeği. Turizm insanı olmanın en kötü yolu ise , herkes ama istisnasız herkes hakkımda " one night stand" insanı olduğumu sanıyor. Hoş millet şu anda ev arkadaşımı benim sevgilim sanıyor. O daha bi komik. En azından "O"nunla ilgili düşüncelerimi hackerlar hariç ben ve onun dışında kimse bilemeyecek.

Sanırım içten içe günden güne eriyorum. Bunalıma girmiş olsam da gidip bütün paramı harcayabilirim. Ona söylesem güzel bir akşam yemeği yiyelim diye oralı bile olmaz. Son attığı kazıkla olayı bitirdim zaten. Artık sadece ofisten ofise görüyorum. Ama içimdeki yangına da dur diyemiyorum.  

Britney spears bi klibinde adamın karın bölgesine vuruyor ve adam acı çekiyor ya, işte o acının aynısının bi değişik versionunu yaşıyorum ben de. Sanırım ondan uzaklaşmalıyım. Uzak durmamak kadar aptal bi durum daha olamaz diye düşünüyorum. Ona olan aşkımı ölene dek yaşarsam belki içimde kelebek yerine arı oluşur. Bu da beni daha fazla katmerler. Resmen bi fiyaskoyum. Başka bi arkadaşım beni bana anlatsa " oha orospuya bak nasıl koşuyo adamın peşinden " derim. Ama biri bana bi öneri versin, hele bi versin onu çıktığı yere geri sokmak için ne gerekiyorsa yaparım. Sanırım bunlar kendimi tanıyamamamdan oluyor. Sürekli bi dejavu halindeyim. Aynaya baktığımda bende ki de nasıl bi özgüvense artık karşımda David Beckham var gibi duruyor. Ama gerçeğe dönünce de yüzü asık, uykulu, gözlerinden çapak eksik olmayan biri oluveriyorum. Hayalim David Beckham hayatım Ciguli. 

Bi de ben şimdi buna çekici görüncem ya, gittim çilekli duş jeli aldım. Çilek kokayım azcık diye. Sonra aşk parfümünden sipariş ettim yine dolandırıldım. Nolur şu reklamlara artık kanmıyım diye kendimi yüzlerce defa uyarmama rağmen iş işten geçtikten sonra herşey bitiyor. Dolandırıldığımı anlamak sadece 3 dakikamı alıyor. 

Birde bu aralar kayışı kopardığım anlar oluyor. İyice sıyırıyorum kafatasımı, dibinde kalmasın nimettir diyerek. Biri bana bişey desin diye bekliyorum resmen kayışı koparmak için. O anda bi depresyona giriyorum. Sadece müzik dinlemeye odaklanmak istşyorum. Rihannamı, Adeleımı, Mustafa sandalımı dinlemek oradan ışık hızıyla uzaklaşmak istiyorum. Çoğu zaman evde yemek ve bulaşıkları ben hallettiğim için benim için stres atma hatta asosyal olma durumu oluşuyor. 

Hastahanede yattığım zamanlarda biri vardı adını bilmiyorum ama adam sürekli elinde birşey varmış onunla konuşuyormuş gibi duruyordu. Hayır hayır hamletteki gibi kurukafa misali değil. Bu değişik bişeydi. Kimbilir o da kime aşık oldu zamanında da böyle kayışı kopardı. 

Onu sevmemem için bi nedenim yok şu aralar ama geçen gün "ben ne dersem onu yapacaksın" demesi kadar hoş bi durum yok. Gözlerinin içine bakıp seni seviyorum lan diyemedikten sonra onun her dediğini yapsam ne olur yapmasam ne olur diye düşünmeden edemiyorum. Duygularım ona karşı çok yoğun. Ofise geldiğinde aklım başımdan gidiyor. Elim ayağıma dolanıyor. 

Onunla birlikte olabilme arzusu bile kayışı koparmama yetecek seviyede. 

13 Mayıs 2016 Cuma

Yalnız ölmek



Ben galiba yalnız ölücem. Kimse tarafından sevilmeyen biri gibiyim. Hareketlerim sanırım herkese itici geliyor ki yalnız ölmeyi istemediğimi anlıyorum. Bu sene aşk yok demiştim ama yine kendimi durduramadım ve ben aşık oldum. Hem de yine çalıştığım yerden birine. Ve yine küçükte ne gördüysem aynı acıları yine yaşayacağımı biliyorum ama kendimi tutamıyorum. 

Espri olsun diye işe geldiğimde gece onunla karşılaştım. Resepsiyona gelip konuşmaya başladığında içimin yağları eriyor ve heyecanım tavan yapıyordu. Sürekli böyleydi ama. En son gelip bana laf attığında anladım. O da istiyor, ama ne olabileceği konusunda ise bi fikrim yoktu. Facebooktan nokta işareti yazıp gönderdim. Hemen atladı zaten, sonra konuştuk ettik. Gece buluştuk onunla. Koyu bi sohbete girdik. Hem de çok koyu, oturduk, sabaha kadar konuşabileceğimizi söyledi. Ben de çok istedim onu. Sadece konuşmayı onu daha yakından tanımayı istedim. 

Ama en sonunda ise bununda küçük gibi aynı olacağını ve hayatıma girmesinin zorlada olsa duygularımı bastıramadığım gerçeğini değiştirmiyor. O bana bir adım atsa ben heyecandan ölecek gibi oluyor binlerce adım atıyorum bütün yelkenleri indiriyorum. Oracıkta seni istiyorum dese önünde diz çöküp "hadi başlayalım" diyecek kadar onun kölesi olurum. Küçükle beraber olduğum zamanlarda onunlada zoraki ilgileniyordum , zaten ilk gördüğüm anda gözlerimi alamadım ondan. Kendi memleketinin verdiği havası bana hep cazip geliyordu. Genç, alımlı, yakışıklı, dediği arada bir tutmayan cinsten, gösterip elletmeyen birisi oldu çıktı. 

Anlayacağın hayaller Paris hayatlar Muş... 

Bu sene aşık olmayı kendime yine farz etmeyi belirledim sanırım. Yine benim duygu depreşmelerimden çıkanları ortaya koyuyorum ve yşne aşık oluyorum. İstediğim olmayınca da 5 yaşında küçük velet gibi küsüp surat asıyorum. 

Tutun beni yoksa yine aşık oluyorum.

4 Nisan 2016 Pazartesi

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.

İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.

Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.

Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.

Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.

Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.

Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.

Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!

P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım.  
http://www.agizbakimuzmani.com/

#ipanaperfection  #gülüşünügöster

İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

4 Mart 2016 Cuma

Seyahat Ederken Asla Yapmamanız Gereken 6 Klişe

Telefonunuzun ya da kameranızın yanınızda olmadığı bir seyahate ‘seyahat’ diyebiliyor musunuz? Siz çocuklar gibi şen, bambaşka maceralar doğru yol alırken her anınızı fotoğraflayıp sosyal medyada paylaşıyorsunuz da geride bıraktıklarınızın halini hiç düşünüyor musunuz? Onlar şehirde, onlar çalışıyor, onların yıllık iznine daha çok var, hayat onlar için hala çok sıkıcı… Yapmayın, timeline’ları klişelerle doldurmayın.

Güneşi tutan adam modası çoktan geçti, zaten tutamıyorsunuz da. Bu özgüven, bu çaba niye?

Tabelalara olan anlamsız merakınız nasıl başladı?

Deniz ve plaj ikilisi ile çektiğiniz fotoğrafların ciddi derecede kulak çınlamasına neden olduğunu biliyor muydunuz?

“Ayy çok güzel çıkmışsın canım!” (Siz değil, kuzu)

Kendinize de doğaya da böyle bir kötülük yapmayın. Şu güzel ortamı bozmayın.

Eee, bu kadar hızlı Selfie çekmenin de bir bedeli var! İşte böyle takipçilerinizin yüzünü güldürecek paylaşımlar yapın.

Hikayenin tamamı için:

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.