14 Mayıs 2016 Cumartesi

Kayışı koparmak


İçinde bulunduğum durumun geçen seneden farkının olmaması biraz tuhaf. Resmen dejavu yaşıyorum ve her anım gittikçe daha fazla alışkanlıkmış gibi geliyor. Sabaha kadar oturup düşünüyorum, onun çektiğim fotoğraflarına bakıyorum, sürekli ama sürekli , kafamdaki ona istediğim şekilde fotoğraflarda fotoşop uygulayıp istediğim şekle sokuyorum. Bi de öyle tatlı bi gülümsemesi var ki, gören pekmez zannedip yer, o derece.. 

Bu da Küçük gibi özgüven tavan modunda. Onun peşini bırakmayı geçtim arkasından ağlaya ağlaya yalvara yalvara gideceğimi biliyor. Bundan eminim. Kendisine olan hayranlığımı bilmesi ve yüzümden tutup küçük bi fıske vurarak " ben ne dersen yapacaksın tamam mı? " demesi benim onu zaten herşekilde kabul edişimi sorgulamamamı sağlıyor. Ofisime geçtiğimde olanların ve söz verdirdiği " N'olur gitmeden önce beni öp" dediğim şeyi gerçekleştiremedik. Ben de ki de umut işte. Umut fakirin ekmeği. Turizm insanı olmanın en kötü yolu ise , herkes ama istisnasız herkes hakkımda " one night stand" insanı olduğumu sanıyor. Hoş millet şu anda ev arkadaşımı benim sevgilim sanıyor. O daha bi komik. En azından "O"nunla ilgili düşüncelerimi hackerlar hariç ben ve onun dışında kimse bilemeyecek.

Sanırım içten içe günden güne eriyorum. Bunalıma girmiş olsam da gidip bütün paramı harcayabilirim. Ona söylesem güzel bir akşam yemeği yiyelim diye oralı bile olmaz. Son attığı kazıkla olayı bitirdim zaten. Artık sadece ofisten ofise görüyorum. Ama içimdeki yangına da dur diyemiyorum.  

Britney spears bi klibinde adamın karın bölgesine vuruyor ve adam acı çekiyor ya, işte o acının aynısının bi değişik versionunu yaşıyorum ben de. Sanırım ondan uzaklaşmalıyım. Uzak durmamak kadar aptal bi durum daha olamaz diye düşünüyorum. Ona olan aşkımı ölene dek yaşarsam belki içimde kelebek yerine arı oluşur. Bu da beni daha fazla katmerler. Resmen bi fiyaskoyum. Başka bi arkadaşım beni bana anlatsa " oha orospuya bak nasıl koşuyo adamın peşinden " derim. Ama biri bana bi öneri versin, hele bi versin onu çıktığı yere geri sokmak için ne gerekiyorsa yaparım. Sanırım bunlar kendimi tanıyamamamdan oluyor. Sürekli bi dejavu halindeyim. Aynaya baktığımda bende ki de nasıl bi özgüvense artık karşımda David Beckham var gibi duruyor. Ama gerçeğe dönünce de yüzü asık, uykulu, gözlerinden çapak eksik olmayan biri oluveriyorum. Hayalim David Beckham hayatım Ciguli. 

Bi de ben şimdi buna çekici görüncem ya, gittim çilekli duş jeli aldım. Çilek kokayım azcık diye. Sonra aşk parfümünden sipariş ettim yine dolandırıldım. Nolur şu reklamlara artık kanmıyım diye kendimi yüzlerce defa uyarmama rağmen iş işten geçtikten sonra herşey bitiyor. Dolandırıldığımı anlamak sadece 3 dakikamı alıyor. 

Birde bu aralar kayışı kopardığım anlar oluyor. İyice sıyırıyorum kafatasımı, dibinde kalmasın nimettir diyerek. Biri bana bişey desin diye bekliyorum resmen kayışı koparmak için. O anda bi depresyona giriyorum. Sadece müzik dinlemeye odaklanmak istşyorum. Rihannamı, Adeleımı, Mustafa sandalımı dinlemek oradan ışık hızıyla uzaklaşmak istiyorum. Çoğu zaman evde yemek ve bulaşıkları ben hallettiğim için benim için stres atma hatta asosyal olma durumu oluşuyor. 

Hastahanede yattığım zamanlarda biri vardı adını bilmiyorum ama adam sürekli elinde birşey varmış onunla konuşuyormuş gibi duruyordu. Hayır hayır hamletteki gibi kurukafa misali değil. Bu değişik bişeydi. Kimbilir o da kime aşık oldu zamanında da böyle kayışı kopardı. 

Onu sevmemem için bi nedenim yok şu aralar ama geçen gün "ben ne dersem onu yapacaksın" demesi kadar hoş bi durum yok. Gözlerinin içine bakıp seni seviyorum lan diyemedikten sonra onun her dediğini yapsam ne olur yapmasam ne olur diye düşünmeden edemiyorum. Duygularım ona karşı çok yoğun. Ofise geldiğinde aklım başımdan gidiyor. Elim ayağıma dolanıyor. 

Onunla birlikte olabilme arzusu bile kayışı koparmama yetecek seviyede. 

13 Mayıs 2016 Cuma

Yalnız ölmek



Ben galiba yalnız ölücem. Kimse tarafından sevilmeyen biri gibiyim. Hareketlerim sanırım herkese itici geliyor ki yalnız ölmeyi istemediğimi anlıyorum. Bu sene aşk yok demiştim ama yine kendimi durduramadım ve ben aşık oldum. Hem de yine çalıştığım yerden birine. Ve yine küçükte ne gördüysem aynı acıları yine yaşayacağımı biliyorum ama kendimi tutamıyorum. 

Espri olsun diye işe geldiğimde gece onunla karşılaştım. Resepsiyona gelip konuşmaya başladığında içimin yağları eriyor ve heyecanım tavan yapıyordu. Sürekli böyleydi ama. En son gelip bana laf attığında anladım. O da istiyor, ama ne olabileceği konusunda ise bi fikrim yoktu. Facebooktan nokta işareti yazıp gönderdim. Hemen atladı zaten, sonra konuştuk ettik. Gece buluştuk onunla. Koyu bi sohbete girdik. Hem de çok koyu, oturduk, sabaha kadar konuşabileceğimizi söyledi. Ben de çok istedim onu. Sadece konuşmayı onu daha yakından tanımayı istedim. 

Ama en sonunda ise bununda küçük gibi aynı olacağını ve hayatıma girmesinin zorlada olsa duygularımı bastıramadığım gerçeğini değiştirmiyor. O bana bir adım atsa ben heyecandan ölecek gibi oluyor binlerce adım atıyorum bütün yelkenleri indiriyorum. Oracıkta seni istiyorum dese önünde diz çöküp "hadi başlayalım" diyecek kadar onun kölesi olurum. Küçükle beraber olduğum zamanlarda onunlada zoraki ilgileniyordum , zaten ilk gördüğüm anda gözlerimi alamadım ondan. Kendi memleketinin verdiği havası bana hep cazip geliyordu. Genç, alımlı, yakışıklı, dediği arada bir tutmayan cinsten, gösterip elletmeyen birisi oldu çıktı. 

Anlayacağın hayaller Paris hayatlar Muş... 

Bu sene aşık olmayı kendime yine farz etmeyi belirledim sanırım. Yine benim duygu depreşmelerimden çıkanları ortaya koyuyorum ve yşne aşık oluyorum. İstediğim olmayınca da 5 yaşında küçük velet gibi küsüp surat asıyorum. 

Tutun beni yoksa yine aşık oluyorum.